1 Aralık 2010 Çarşamba

Bu nasıl bir memleket, bu nasıl bir Galatasaray…

Gün geçmiyor ki Galatasaray’da bir absürtlük yaşanmasın. Koca kulüp kendini yönetici zanneden ukala adamların elinde oyuncak oldu. Sezon başı 9 milyondan aşağı satmayacağız diyerek direten bu gerizekalılar hem adamı küstürdü hem de bugünkü satışa neden olarak ‘boru’ gibi zarar etti. Göz göre göre Galatasaray’ı yok ediyorlar, zarara sokuyorlar. Elano’ya gelene kadar takımda gitmesi gereken o kadar çok adam var ki, olan taraftara oluyor ona yanıyorum…

Esasen; buradaki video hakkında yazmak istiyordum kaç gündür… Bu kafada ne kadar polis varsa hepsinin allah belasını versin. Nasıl bir göttür aklım ermiyor. Amına koyduğum sanki diktatör. “Gidiyor musunuz dağıtayım mı” diyor. Bu memlekette protesto da yasak. Kimse emir kulu falan diye olayı dramatize etmesin. Nasıl adamlar olduklarını biliyoruz. Ben hiç haz etmem karaktersizlerden. Bu nedir lan? “Beni geçmeden devam et.” Sanki koyun sürüsünü hizaya getiriyor yavşak. Anlamadığım sürüklenenlerden biri de demiyor ki; “Arkadaş sen ne yapıyorsun? Yakıcı madde yok, kesici madde yok, taşkınlık yok! Biz koyun muyuz? Takımı protesto etmeye geldik efendi gibi gideceğiz.” Gerçi denyo polis müsveddesi adamları konuşturmuyor bile. Özellikle bir an var ki; taraftarın birinin telefonunu yere düşürüyor. Ulan adam arabam bu tarafta. Alacağım gideceğim diyor. Malum göt oğlanı da “bana mı sordun da oraya bıraktın arabanı” diyor. Siktirgitler itiş-kakışı saymıyorum. Seyrettikçe beynime kan sıçrıyor. Bekara karı boşamak kolaydır diyeceksiniz ama; bu kadar aptal ve koyun yerine konulup iki cümle kurmama izin verilmiyorsa çarşıyı karıştırırım. Devlet memuruna zarardan içeri girerdik herhalde. Bu ülkede o da zor ama. Hapishane hapishane değil, kanunlar kanun değil. Ülkenin amına koyanlar yurtdışında gezer, biz bir polise kafa atarız, hayatımızı sikerler. Hapiste çürürüz…

Videoyu yorumunuza açıyorum. Biz nasıl bir topluluk olduk yahu? Ozan abi bu konulara sürekli değiniyor. Hoş tanışıklık bir tarafa kendisinin böyle bir takipçiden haberi bile yok belki ama ben abi diyeceğim arkadaş. İçimden öyle geliyor. Küfür yazılarına o kadar yakışıyor ki muhakkak bakın derim. Gerçi herkes tanıyor ama biz yine de linki koyalım. Sağda da var; “Futbol Ezilen Halkların Mutluluğudur” şeklinde. Bana da biraz oradan bulaştı küfür olayı.

Bir yazı bu kadar mesajı kaldırmaz ama bunlar hakkında bir iki cümle yazmak için not yazmıştım kenara. Zaten hayatımız iş oldu. Ama arada bir uğrayıp çimleri biçeceğim.

23 Kasım 2010 Salı

Uykusuz bir gece daha

Dün geceden aklımda kalan üç konu var. İlki Miami’nin hakemlere de antipatik geliyor oluşu. Diğeri Nash’in olağanüstü bir adam oluşunu kanıtlaması. Sonuncusu da Hidayet’in ufaktan yeni takımına ısınması…

Açacak olursak; Miami üç büyük transfer ve etrafında verdiği değerli rolleri kapmak için oluşturduğu orta ile yüksek seviye arası adamlarla şampiyonluğun en büyük favorilerinden… James zaten hakemlere çok da sıcak gelen bir adam değildi. Ancak Quicken Loans’da taraftar baskısıyla çokça süperstar düdüğü aldığını biliyoruz. İşte bu Miami’de yaşanmıyor. Özellikle Bosh ve Wade’e kritik anlarda çalınmayan iki düdük var ki her babayiğidin yüreği yetmez. Ve esas oğlana verilen bir hücum faul var ki (hücum faul doğru karardı) normal şartlarda süperstar düdükleriyle paçayı kurtarabilirlerdi. Indiana müthiş bir galibiyet elde etti. Ve bu Miami’de bu mağlubiyetin ardından hücumdaki amaçsızlık ve ellere olan bağımlılık bir kez daha gözler önüne serildi. Wade veya James’e ver gerisine karışma mantalitesi bir maçta daha duvara çarptı. Şayet Riley’i biraz tanıdıysak Spoelstra’nın günleri sayılıdır bench’te… Kağıdı ve tahtayı alır eline geçer kenara, öyle olmaz böyle olur diye nazire yapabilir.

İkinci konu. Nash… Hastasıyım zaten. Seyretmekten zevk aldığım tek takımdı D’Antoni’li Phoenix… Run&gun sistemini onlar kadar iyi yapabilen ikinci bir takım yok aklımda. Hoş bugünlerde oynayan da yok doğru düzgün ama olsun; ayrı bir parantez açarım Phoenix’e ve Nash’e. İddia ediyorum Nash’in olduğu takıma beni koysunlar sırıtmam (çok abarttım). Benden bile bir yıldız yapabilir. Bakınız Raja Bell, J. Jones ve J. Rose… Sonuçta o da yaşlanıyor. Ve korkuyorum. Nihayetinde çok da uzun sayılmayacak bir süre sonra onu seyredemeyeceğim. Dün el üzerinden attığı (biri Scola diğeri Hill) iki süper şutu var ki Houston o hücumları savunsa maça tutunacaktı. Sonra attığı bir lay-up var ki akıllara zarar. Maç video’su burada. Muhakkak seyredin bu adamı… Hatta iş güç müsaitse canlı seyredin maçlarını.

Son olarak bizim çocuğa gelelim. Müthiş bir kontratla Toronto’ya gitmişti ki; Orlando’dan sonra çok saçma bir organizasyondu Kanada ekibi Hedo için. Phoenix’de çok doğru mudur tartışırım ancak Nash ile oynadığı sürece istatistiklerinin hoş olacağı umudunu halen korumaktayım. Bir kere 15 sayının üzerine çıkamadığı her maç vasattır benim için. Söylediğim gibi Nash gibi bir adamın Phoenix gibi bir takımın kadrosundaysa Hedo, savunma anlamında beklentim yoktur ama hücumda da ekstra işler bir yana dursun biraz sayı katkısı beklerim.

NBA ile birlikte uykusuz geceler de başladı… Mutluyuz huzurluyuz…

22 Kasım 2010 Pazartesi

Bi siktirgit...

İki senedir ayakta durmakta zorlanıyor fotoğraftaki adam... Rijkaard gidene dek sapır sapır dökülüp akıl almaz hatalarla taraftarın küfülerine özne olan, Hagi'nin gelişiyle kıpırdanıp tekrar bilindik yatış pozisyonuna giren Balta, dün de Ayhan ile tartışarak Galatasaray'daki hakim ruh halini gözler önüne serdi. Bu adamlar temizlenmediği sürece Galatasaray da yok benim için. Tabi temizlemek derken Adnan Polat ve 'bitanesi' Adnan Sezgin'in yiyeceği halt değil o... Önce o ikisi gidecek, sonra da bu adamlar. Zira artık hadiselerin boku çıkmış durumda. Zaten Kayseri'den beraberlikle dönüyor -ki zaten 30'un üzerinde bir maçta yenememiş Galatasaray'ı- buna da seviniyorsak, başkanından oyuncusuna hepsine yazıklar olsun. Sezonu erken kapatınca dibi gördüğümüzü sanabilirsiniz. Hayır. Şu anda takım saha içinde kısa süre de olsa top oynayabiliyor. Biraz daha bekleyin ve dip neymiş görün (Umarım yanılırız da bu lafları bir bir yedirmez, kıçımıza sokarlar).

İçimden hiç bir maçı seyretmek gelmiyor. Sadece aktif göstereyim diye zırvalarla dolmasın istiyorum burası. Kimse gelip bakmasa da burası benim çalışma odam. Hakan Balta ile Ayhan'ı görünce karalamak istedim bir kaç cümle. Balta kardeşimiz bakın maçtan sonra neler söylemiş:

"Tabii ki her maçta, her idmanda olan şeyler bunlar. Ayhan ağabey bana kızdı, takım kaptanı olarak, ben de bir tepki gösterdim ama bunlar olağan şeyler. Maç tam bir taktik savaşı oldu. Kayserispor'u tebrik etmek istiyorum. Çok iyi bir takım kurmuşlar. Artık bir seri yakalamamız gerek. İnşallah Beşiktaş maçı ile başlarız."


Ne başlamaz seriymiş amına koyayım. Fenerbahçe maçından sonra başlayacaktık kısmet olmadı. Adama siktirgit derler. Kaç haftadır kazanmak şöyle dursun gol atamıyorsunuz lan. Çocuk mu kandırıyorsunuz ibneler...

9 Kasım 2010 Salı

Alayınızın amına koyayım...

Bu ülke hakikaten sıkıntılı bir dönemden geçiyor. Sokakta kelle koltukta gidiyor, her yerde bir külhanbeyiyle karşılaşıyoruz. Hoşgörü zaten dibe vurmuş. Hoş bu toprakların hangi evresinde olduğu da tartışılır ancak bugün için herkesin bencil ve yıkıcı olduğunu söylemek için o alanda master yapmaya gerek yok.

İyice yavşayan ve yaşanılmaz olan ülkenin en köklü yayınıdır sürmanşetini fotoğraftaki şekilde düzenleyen. Ercan Saatçi denen pezevenge buradan selam ediyor, yolda görsem onun Galatasaray’a ettiği gibi ben de ağız dolusu bir sinkaf patlatacağımın altını çiziyorum. Sonrası zaten gelir.

Galatasay Kulübü… Prim tanımayın bu ibnelere. Hürriyet’i Fenerbahçe Gazetesi şeklinde çıkaran o götleri kulüp binasından içeri sokarsanız, siz adam değilsiniz demektir. Zaten onlar sağolsun ne mal olduklarını çarşaf çarşaf gösteriyor aleme…

3 Eylül 2010 Cuma

Arapas

Eric Gerets’in Cana hakkında söyledikleri malum; “Eğer bir savaş olursa, Cana savaşa götüreceğiniz ender oyunculardan.” Veya bunun türevleri ama mantık ortada. Savaşçı Cana hiç çekinmeden sizin bayrağınız için terinin son damlasına kadar oynar.

Sportif Cümleler’i herkes biliyor. Bugün lider konulu bir yazı yazmış. Yazının sonu şöyle; “Galatasaray'da birisi kaptan olacaksa, bu göreve düşündüğüm bir numaralı oyuncu Kewell’dır. Artık onu anlatmaya bile gerek yok, eğer bir savaş varsa belki buna Cana ile gidersin ama Kewell'ın komutası altında.”

Seviyoruz mizahı, böyle kelime oyunları alıyor bizi bizden…

27 Ağustos 2010 Cuma

Alın Size Galatasaray!

Temizlenemeyecek, unutulmayacak bir sezon başlangıcı, asla örtülemeyecek bir futbol skandalıdır dün gece Ukrayna’da alınan sonuç! Ve bu skandal bu takım kadrosunu oluşturan, 400 günlük sorunlara 80 gündür çözüm bulamayan, koca bir transfer sezonunu çöpe atmış yönetimin eseridir. Rijkaard’a dil uzatan taş olur… Koca maç boyunca koşmayan, topa girmeyen hepsini geçtim 10 kişilik rakibe karşı topu ayağında tutamayıp, maç boyunca dan-dun oynarken son dakikalarda kısa paslarla çıkmaya çalışarak top kaybı yapan bir takımda hataları Rijkaard’ın üzerine yıkan gitsin evine, kazak örsün ama futbol konuşmasın, izlemesin.

Derdimiz belli! Oyuncu kalitemiz zaten dibe vurmak üzere. Kewell yok, burun kıvrılan Elano yok, maçı çevirmesi olası Batdal yok! Kulübeye bakın hangisi maç kurtarır yalvarırım bana mail atın ben de bileyim. Kulüpten emekli olması muhtemel Aydın’ın attığı gol Konya’dan sonra bir kapı daha açabilirdi ancak zaten işler romantizme kaldıysa ona da gerek yok! Galatasaray’ın ister Ukrayna şampiyonu olsun, ister 90 değil 180 dakika koşsun, stadyumunda değil 20 bin 80 bin kişi olsun şu takımı eleyerek üst tura çıkması şart değil kanundur… Şimdi elenmenin sebebini ister Rijkaard’a bağlayın, ister transfer gecikmesine isterseniz de zemine…

Ne oldu? Ben bunu merak ediyorum. Bir yıl içinde değişen ne oldu? Keita, Elano, Dos Santos, Jo transferleri yapılırken UEFA kriteri yok muydu? Sabredip bu adamları (Jo hariç) kadroda tutamadıktan, teklif gelir gelmez satmaktan başka bir çare yok muydu? Şampiyon olsak kaç yazar, 5’inci olsak kaç yazar? Türkiye’nin Avrupa Kupası’na sahip tek takımı ön elemelerde beş kuruş mücadele etmeden (futbolu ve sistemi eleştirmiyorum, mücadele) elenmiş… Bu takım ligdeki tüm maçları kazansa neye yarar? Seviniriz, eğleniriz formaya tur atarız o başka ancak bu skandalı ve ayıbı hangi başarı örter bu saatten sonra bilmiyorum.

Açık ve net konuştu Rijkaard! Uzatmanın veya dolandırmanın ne anlamı var ne de gereği. Savunmacı istedim almadılar. Sen hocanı satarsan; hocan da seni böyle taraftarın önüne atar. Şimdi Misimovic’i mi getiriyorsun, Emana’yı mı getiriyorsun getir. İstersen Cristiano Ronaldo’yu, Ronaldinho’yu getir. Bu ayıbı örtebileceksen Messi’yi getir. Ama örtemezsin. Tromso maçını hatırlıyorum, rakibi futboldan soğutmuş, oyunu basket maçına çevirmiştik. Şu maça bir bakın! Galatasaray’ın organize atağı var mı? Rijkkard mı suçlu bunda yoksa o adama sezona sağ bek olarak Ali Turan, orta üçlü olarak Sarp, Barış, Ayhan ile başlatmayı dayatan yönetim mi? Diyorum ya, şimdi UEFA kriterleriyle mutlu mesut Türkiye Ligi’nde oynasınlar. Şampiyon falan olunursa sakın övünmesinler, konuşmasınlar. Bu ayıbın altında onların imzası vardır, Hatayı ve suçu kabul edip bir köşeye çekilsinler ve şunu bilsinler; Sen Rijkaard gibi bir hocayı takımın başına geçirip, istediği transferi yapamıyorsan o adamı da buralara kadar getirme! Bırak otelde oda servisinden viski isteyip, çocuğuyla ilgilensin, ailesine zaman ayırsın. Taraftar dahil kimseyi sinir hastası yapma hakkınız yok! Bir ay değil, iki ay değil, üç aya yaklaşan transfer döneminde bir tane orta alan oyuncusu takıma katamıyor, transferleri sezon öncesine kampına yetiştiremiyorsan bu senin ayıbın, yaşanan bu skandal da senin ürünündür, suçlu arama!

“İstifa etmeyi düşünmüyorum, yapacak çok iş var.” Sözler Rijkaard’a ait. Neyse ki İngilizce konuştu da kulüpte neler olup bitiyor anladık. “Alınan oyuncuların hepsi sakat, herkes neredeyse sakatlandı. Defansa da oyuncu istedim. Elinizdeki ürün ve kalite böyle olunca bu tip sonuçlarla karşılaşıyorsunuz” bu sözler de Rijkaard’ ait. Şimdi isterse oyuncular hocalarını satsın ister yönetim hocayı göndersin isterse de Yücedağ yine yanlış çevirdim desin. Diyorum ya bu saatten sonra kim ne yaparsa yapsın şu ayıp ne örtülebilir ne de unutulabilir!

Galatasaray camiasında başarılı adama yer yokmuş onu A’sından Z’sine anladım. Üstünel iki başarılı transfer yaptı, ayağı kaydırıldı. Daha ö günlerde belliydi. “Transfer Haldun’un değil komitenin başarıları” demişti Mehmet Helvacı ve Adnan Polat… Adnan Sezgin fantezimizi zaten anlamış değilim. Üstünel’e o bütçeleri önerme şansını veren sokaktaki taraftar değil yönetimdi ve eleştirme hakları yok! Alsınlar bu sonucu baksınlar hatalarına ve unutmasınlar, bu sonuç kongrede de karşılarına çıkar, Ali Sami Yen’de de… Zaten ne konuşuyoruz ki biz? Koskoca Galatasaray iki yıl boyunca hocasının derdini basına ve taraftara anlatabilen bir tercüman bulamamış, son getirdiği de üç maymunu oynuyor, telkinlerle çeviriyor. Hangi skandaldan hangi olmamışlıktan bahsedeyim ben de şaşırdım…

24 Ağustos 2010 Salı

Arapas...

Artemio Franchi blogunda geziniyordum... Daha önce dikkatimi çekmemişti ancak; tekrar okuduğumda gözümden yaş geldi. Belki çok komik bir tespit ya da espri olsun diye yazılmış bir şey değildi ama biz Galatasaraylıyız ve bugünlerde sinirimiz bozuk!

Tecrübe desek, Aykut 2003'ten beri 61 maçta forma giymiş, Ufuk Ceylan ise 2006'dan beri 60 maça çıkmış Manisaspor'da. Tam bakmadım ama Ufuk Ceylan'ın lig maçı sayısının Aykut'tan fazla olma olasılığı bayağı bir yüksek. Frank Rijkaard kendisinden bir Valdes yaratmaya çalışıyor diyeceğim ama Aykut 1982 doğumlu...

23 Ağustos 2010 Pazartesi

Ben de böyle düşünüyorum...

Emana transferi ile ilgili blog'ları ve yorumları okuyordum. Aşağıdaki cümlelere rastladım. Ben de böyle düşünüyorum. Aceto'nun Emana post'undan.

"İki yönlü bir futbolcu olmasından mütevellit yönsüz futbolculardan birini kesse Galatarasay'a beklenen katkıyı fazlasıyla yapmış olur."

Kaosa doğru...

Karpat Lyiv maçının ikinci yarısını yerlere göklere sığdıramayan basın mensuplarının dünkü futbolu yerden yere vurması kahrediyor beni… Aksine dünkü futbol Lyiv maçından kat kat daha iyiydi ancak şanssızlıklar sonrası mağlup bitirildi. Galatasaray’ın futbolunu yerilmesi bir tarafa Bursaspor’un futbolunun da yere göğe sığdırılamaması şu satırların yazılma sebebi…

Bursaspor geçen yılın şampiyonu… Kadroyu Zapo hariç tamamen korumuş, çok kullanılmayan Zapo’nun yerine de daha nitelikli bir oyuncu Stepanov getirilmiş. Ancak geriye giden şey futbolları. Geçen yıl Ali Sami Yen’de kesinlikle daha nitelikli ve etkili oynamışlardı. Dün ise Galatasaray’ın yorgun ve savunma nitelikli orta alanına karşı egemenliği kabul etmiş geride basan bir takım görüntüsündeydi. Şans golü olmasa maç Galatasaray’ın üstünlüğü ile de bitebilirdi.

Aslında maçı çok konuşmak istemiyorum. Daha çok transferden konuşacağım… Geçen yıl oynanan futboldan ve alınan sonuçtan tatmin olmuş gibi Galatasaray yönetimi. Zira transferdeki bu ağırlık bunu gösteriyor. Transfere ihtiyacımız yokmuş gibi davranıyoruz. Biz bu mevkide istenilen oyunu oynayamayız diye bas bas bağıran orta alanın, işlevsellikten uzak olması bir yana 60’tan sonra oyundan düşmesi hiç rahatsız etmemiş olacak ki Işın Çelebi’yi maç sonrası; “Acele etmiyoruz, Galatasaray’da transfer bitmez, istediğimiz oyuncular gelecek. Önümüzde daha bir hafta var” diyebiliyor. Adnan Polat maç boyunca oldukça gergindi. Yenen goller ve kaybedilen ikinci üç puan sonrasında ekonomi geyikleriyle kimseyi kandırmasın. Zira yalan söyleyemiyor. Çünkü yalancılar önce kendilerini kandırır. Ancak kendisi oldukça gergin ve mutsuz. Demek ki ortada bir beceriksizlik var ve bunun sorumlusu da Adnan Sezgin.

Türk transfer piyasasında oldukça kuvvetli ilişkileri ve bir ismi olabilir. ancak yurtdışında sökmediği inancındayım. Zira bir Pino’yu bile 10 günde getirebildiyse sorunun kralı var demektir. Bir de geçen yıl transferleri sitede okuduk. Bu yıl daha adamlar gelmeden anlaşıldığını öğrenebiliyoruz. Adnan Polat’ın açıklama yaptığı gün Pino ile Cana tamamdı ve Cana 2, Pino ise 6 gün sonra duyuruldu. Adnan Sezgin’e misyon yükleyeceğiz, Haldun çok ön plana çıktı diye Galatasaray’ın başarısızlığına neden oluyor başkan farkında değil. Aslında başarısızlık da algılanabilir ancak Galatasaray uzun yıllar sonra sezonu kaosla açtı ve bu kaos daha da büyüyecek sinyalleriyle yola devam ediyor. Futbol sonuç oyunudur ve biz sonuçtan çok çok uzağız. Kimse darılmasın ama transfer gelmediği takdirde hafta içi ve haftaya da buyuz. Çünkü gücümüz bu kadar...

20 Ağustos 2010 Cuma

Köle ayağına...

Kim ne derse desin, bir futbolcu transfer olmak istiyorsa oluyor… Niang, Lincoln, Ali Turan… Oyuncuyu kaybettiğiniz gibi alacak takımla da bonservis ücretinde kazık yiyorsunuz. Çünkü rakibin eli kuvvetli. Adamlar oyuncuyu bağlamış ya da oyuncu adamları bağlamış. İki seçeneğiniz kalıyor; ya adamı kulübede veya rezerv kadroda çürümeye terk edip yıllık ücretini ödemek ya da satmak. Elbette satmak… Bu konuya en güzel örnek Kevin Price Boateng… Genoa’da oynamam dedi, Porstmouth ile Genoa anlaştı… Derken Milan da Boateng ile anlaştı ve kiralıktı, opsiyondu derken bir haftada ikinci imzalar atıldı. Genoa bu işten kar eder mi soru işareti… Ama diğer taraftan para gelmeyen yere neden böyle bir girişimde bulunsunlar sorusu da var… 1.3 milyon Euro ve yıllık ücret Milan’dan… Hikayenin sonunu Boateng’in sezon içindeki performansı gösterecek.

Galatasaray forması...

Galatasaray’ın özellikle iç saha maçlarındaki en büyük kozu erken goldür. Aslında bunu Galatasaray ile sınırlamak yanlış ancak bu işi isteyip başarabilen nadir takımlardan biriydi Galatasaray… Biriydi diyorum zira bugünkü yapının her köşesi kırmızı alarm veriyor. Aslında bun duruma da pek takılmıyorum. Zira esas sorun futbolcuların ruhsuzluğunda. Son yıllarda Galatasaray’ı bundan daha kötü oynarken de gördüm. Ancak asla bu kadar ruhsuz ve vurdumduymaz görmedim. Tek tek oyuncu ismi yazmayacağım ancak; kadrodan Kewell, Baros ve Barış’ı ayrı tutar, galibiyeti onların hanesine yazarım…

Daha önce çok kez geriye düştü bu takım. Real Madrid’e karşı da gerideydi, Milan’a karşı da Denizlispor’a karşı da… O günleri bugünlerden ayıran en büyük özellik galibiyete olan inanç ve kazanma azmiydi. Bu nedenle tribünler hiçbir maçta böylesine kopmamış (tamamı kötü giden ve her maçın başında protesto edilen sezonlar hariç) ve destek vermişti takımına. Aslında o desteğin verilme sebebi sahadaki oyuncuların mücadele güçleriydi. Maçı çevirebileceklerini hissettirirlerdi taraftara. Sahada bu maçı kazanmak istediklerini gösterirlerdi. Herkes kazanmak ister değil mi? Sizce dünkü maçın ilk yarısında Kewell ve Sarp’ı çıkartırsak hangi oyuncu tekmeye kafa soktu, hangisi top aldı, taşıdı, verdi veya hangisi doğru dürüst adam kovaladı? Verilebilecek bir cevap, ayırabileceğiniz bir oyuncu varsa bana e-posta atmanızı şiddetle rica ediyorum.
Sahadaki oyuncunun performansını veya kondisyonunu teknik ekibe mal ederek eleştirebilirsiniz ancak; o formanın hakkını vermeyen, gerektiği kadar mücadele etmeyen adam için Rijkaard’ı eleştiremezsiniz! İçsel bir durumdur ve hissiyatla alakalıdır. Neill geçtiğimiz devre arasında gelmiştir ancak karakter olarak hırçın ve agresif bir oyuncudur, an gelir rakibe kafa tutar an gelir tekmeye kafa sokar. Neill’den bunları beklersiniz beklemezsiniz ayrı konu. Ancak Hakan Balta bir kez olsun isyan etmez mi? Bir kez olsun sert bir mücadelede ayakta kalmaz mı? Koca maç boyunca doğru dürüst paslaşma yapamaz mı? Önceki yazımda da belirttiğim gibi Hakan’daki düşüşün profesyoneller tarafından irdelenmesi şart. Ben Galatasaray takımında böyle bir oyuncu izlemek istemiyorum. Bakın Ali Turan daha da kötü oynadı belki Hakan’dan. Ancak hiç sakınmadı kendini… Dün en çok koşan oyuncuydu sahada. Zamanlama hatası yapmıştır, adam kaçırmıştır bunlar yetenekle alakalıdır. Ali Turan’ın yeteneğinin Galatasaray kalibresinde olmadığını söyleyebilirsiniz, ancak asla kendini sakınan ve mücadele etmeyen bir oyuncu olduğunu söyleyemezsiniz… Hakan Balta’dan özellikle bahsettim çünkü bu oyuncunun bu form durumu artık kabak tadı vermiş, takımın kötü sonuçlarına direkt etki eden performanslarla hayal kırıklığında zirve yapmıştır.

Dün sahada kim daha iyiydi derseniz aslında haksız sayılmazsınız! Bu takıma sert bir uyarı yapılmalı ve giydikleri formanın biraz mazisi anlatılmalı. Takımın kültürünü algılayamamış oyuncular varsa herhalde artık hangi kulüpte olduklarını biraz olsun fark ederler. Zira Galatasaray Türkiye’nin en köklü spor kuruluşlarından biridir ve vizyonu her zaman zirvedir. Bu kulübün hangi branşında olursa olsun, formasını terleten adamın o renklerin hakkını vermesi gerekli değil şarttır!

Gönül isterdi ki takım mücadele etsin, koşsun, gayret göstersin biz de teknik analiz yaparak maçı yorumlayalım. Ancak Galatasaray futbolcusunun büyük çoğunluğu kötü oynadığı gibi umursamaz tavırlarıyla bu metnin mimarı olmuş, gönül veren milyonları da dün geceki futbolla kahretmiştir.

19 Ağustos 2010 Perşembe

Wolfsburg Diego'dan vazgeçti...

Biz Misimovic ile yatıp kalkarken Wolfsburg Genel Menajeri Hoeness Diego’dan vazgeçtiklerini açıkladı… Ve Misimovic’in kadroda tutulması için çalışacaklarını söyledi. Bu saatten sonra ben Adnan Sezgin olsam; Wolfsburg ile Misimovic pazarlığı yapacağıma; Juventus’u Diego’nun Wolfsburg’a gitmesi için bonservisinde indirim yapmalarını rica ederim…